22.05.2018 / Evin Patronu Keçiler


30’undan sonra İstanbul’dan köye göçen Elif Sarıkaya 70 küçükbaş hayvana bakıyor. Sarıkaya hayvanları için “Patron onlar. Yemeği veren o, çocuğu okutan o, sana bakan o. Oğlakları patron çocuğu gibi hissediyorum” dedi.
Elif Sarıkaya
İstanbul’dan Bilecik’e yerleşen Elif Sarıkaya’nın öyküsü geçen hafta gündem oldu. “Anadolu Ajansı” Sarıkaya’nın öyküsünü “İki dil bilen ‘Nişantaşı kızı’ köyde keçi güdüyor” diye duyurdu. Elif Sarıkaya bir anda ünlü oldu. 39 yaşındaki Sarıkaya’yı kendisinden dinledik. Yapbozun parçalarını tamamladık.

Elif Sarıkaya, 5 yıl önce İstanbul’da Galata’da pastane işletirken önce Kaş’a sonra Trakya’ya oradan da Bilecik’in Vezirhan beldesine bağlı “Zobran Köyü”ne yerleşti. Tetikleyen ise atölyesinin çok sevdiği sahibinin hayatını kaybetmesi oldu. Sarıkaya, “Kira veriyorsun, işe gitmek için ciddi bir para harcıyorsun. Giyimine dikkat etmen gerek. İşleyen bir çark var. Evi ve dükkanı kapatabildiğim bir an geldi. Atölye el değiştirince yeni bir yer bakmak yerine benden önce Kaş’a yerleşen arkadaşımın yanına gittim” dedi. Kaş’ta işler pek kolay olmamış, turizmin merkezinde eleman ücretleri çok düşük, çalışma saatleri ise çok uzun. Elif Sarıkaya böylece temel gıda üzerine çalışmaya karar vermiş:

“Sürdürülebilir bir yaşam kurmak istedim. Eşimin ailesi yörük, hiç değilse bir bilenimiz var deyip hayvancılığa giriştim. Elimde; etim, sütüm, peynirim var. Yan köyden bulgur indirdim. Soğanım var, aç açıkta değilim.”

16 keçiyle hayvancılığa başlayan Sarıkaya için Kaş’ta işler umduğu gibi gitmemiş. İnsanoğlu doğayı şekillendirmeye kalkınca derelerin suyu çekilmiş, yol yapımı için 11 kilometre boyunca ağaçları kesilmişler, ısı artmış. “Hayvanlarımı ben seçtim benim yüzümden buradalar. Daha iyi bir hayatları olmalı. Ben aç kalabilirim ama onlar kalamaz” deyip önce Trakya’ya oradan da şimdi yaşadığı “Zobran”a göçmüş. Sarıkaya’nın sekizi ilk sürüden olmak üzere 70 küçükbaş hayvanı var. Hayvanlarla arasındaki bağ ise çok farklı: “Ben, çoban olamadım. Mesela amcanın biri bana ‘Sopan bile yok, sen nasıl çobansın’ dedi. Ama benim sopaya ihtiyacım yok. Bizim keçiler sopa görseler, ucunu kemirmeye kalkarlar. Onları dövmeden sopa kullanmadan istediğimi yaptırmak için taktikler geliştirdim. Kendime göre bir sürü yarattım. Keçilere köpek gibi davrandığım zaman kuyruk sallayarak geliyorlar. Ben yürüyorum, arkamdan takip ediyorlar. Tekenin bana vurduğu da oluyor. O zaman ‘Bana yaklaşma seni sevmiyeceğim’ diyorum. Üç gün seveyim diye peşimde geziyor. Ama niye der gibi bakıyor. Aramızda başka türlü bir arkadaşlık ilişkisi var. Soframızda kadının yeri öküzümüzden sonra geliyor ya, çünkü patron onlar. Yemeğini veren o, çocuğunu okutan o, sana bakan o. Hayvancılık bu bakıştan çok kopmuş durumda ama ben böyle bakıyorum. Oğlakları patron çocuğu gibi hissediyorum. Keçiler memnun olacak, oğlaklar da iyi bir düzene sahip olacak.”

Vezirhan 3 bin nüfuslu bir belde. “Zobran”da ise kimseler yaşamazken Elif Sarıkaya’nın peşi sıra gelenler olmuş. Muhtarın üç keçisi varken şimdi sayı 170’e çıkmış. Ardından 20 düveyle bir komşu daha gelmiş. Sarıkaya, “Zobran’da tek başıma uyuduğumu da biliyorum. Ama hiç korkmadım. Ömrümün en huzurlu gecelerinden biriydi” dedi.

“Vezirhan Belediyesi”nin yazdığı proje ile “Zobran”da kırsal turizmin geliştirilmesi hedefleniyor. Elif Sarıkaya da bölgenin bu amaca hizmet etmesinden yana: “İneğimiz, koyunlar, keçiler, meyveler bahçeleri, tarlalar var. Burası, keçi bakmayı düşünüyorum diyenin, gelip bu iş nasıl yürüyor, deneyimleyebileceği bir yer. Kırsala taşınmak istiyorum diyen gelsin ineklere, keçilere baksın. Hepimizin kendine göre bir işi var. Maksat, o işin ne olduğunu bulmak.”

Keçi Sütü Kokmaz

“Keçi sütü kokar diye bir şanımız var. Net söylüyorum, o kokan süt değil, keçinin dışkısıdır. Kokuyorsa almayın. Kovaya sağıyor, sütü sağarken oradan bir şeyler düşüyor. Sonra süzüyor. Oysa ben makinayla sağarak mis gibi süt ve peynir elde ediyorum.”

Besicinin Tavrı Hayvanını Yansıtır

“Hayvancıların hangi hayvanı beslediğini tavırlarından anlayabilirsiniz. Ben bir şey biliyorsam, bu yolda çarpışırım havası vardır. Keza keçiler de inatçı değildir. Bir şey lazımsa yaparlar. Tavukçular kıpır kıpırdır, hızlıdır. İnek besleyenler daha sakin.”

Köyüm Oldu

İstanbul’dan köye göçüne ailesi ne dedi? Sarıkaya anlattı: “Küçükken biz tatilde Heybeliada’ya giderdik, okulda herkes köye gittik diye anlatırdı. Ben kendimi ezik hissederdim. Eşim dağ köylüsü. Evlendiğimiz zaman annem, ‘Sonunda bir köyün oldu’ dedi. Ama bence benim ilk kez Zobran’la bir köyüm oldu. ‘Yoruluyorsun, emin misin?’ diye sordukları oluyor. Yalnız kaldığım çok vakit olduğu için merak ediyorlar. Ama korkulacak ya da üzülecekleri bir iş yapmıyorum. Eşim Kaş’ta dalış eğitmeni, onun bir takım masraflar nedeniyle çalışıp ödeme yapması gerekiyordu. Kısa süre sonra o da bizimle olacak. Çok mutluyum, şarj olmam için çok fazla neden var.”

Aydınlık Gazetesi - 22.05.2018, Salı (Özlem Konur Usta)